Haram Lokmayla Neler Kaybediyoruz ?
GÜNDEM Ekim 29th, 2008HARAM LOKMA ve KAYBOLAN nesil
Sehrin sevilen simalarindan birisi herzaman Allah sevdigi kula haram lokma yedirmezmis der ve sehrin valisi bu soze sinir olur mus ve birgun vali adamlarina bir koyun calmalarini emreder calinan kocu vali kebab yaptirir sevilen kisiyi cagirir kisi kollarini sivar Allah sevdigi kuluna haram yedirmez diyerek baslar ve afiyetle karnini doyurur vali sevilen kisiye ustadim yedigin koc haramdi calinmaydi Allah seni haram lokmadan korumadi der sevilen sahsiyet inanmaz getirin kadini der kadin gelir valiye senin adamlarin filan sahis icin besledigim kocumu calip goturmusler parasini isterim der vali o kocu ne yapacaktin deyin yasli kadin o kisiye yemesi icin verecektim der inaci imani zayif valinin gozunden 2 damla gozyasi size birseyler anlatiyormu ?
4 seneonce bir arkadasim yakinlarina verilmekicin birmiktar para verdi eger paraya ihtiyaclari olursa bir miktar daha verebilirsin dedi Kutahyada cogu kimsenin tanidigi sahsin yanina gittim biraz sohbet edelim diye herzaman soyledigi sozlerden birisini yine soyledi akil unutur yazilan unutulmaz diye onun yanindan cikinca emaneti vereyim diye para vermem kereken kisilerin evine gittim verilen parayi verirken su suranin su suranin diye belirtip eger para yetmiyecekse para verebilecegimi belirttim tamam yeter dediler ertesi gunu saphaneye gittim 3 gun oarada kaldim geldigimde kardesime ugradim filancalara eksik para vermissin demesinmi 2gun sonra tekrar onlara ugradim konuyu sordum eksik para verdin demesinlemi cebimden aldiklari parayi yazan ve imzaladiklari kagidi cikarip gosterdim ikisi birbirinin gozune bakip ne diyeceklerini bilemediler tekrar soyledim eger para yetmediyse kendilerine para verebilecegimi soyledim .
Eger o gun onlara aldiklari paranin miktarini yazan kagit almasaydim onlarin soyledigi parayi vermek zorundaydim para veren kisiye gonderdgigi parayi eksik verdiklerini soyleyeceklerdi boyle soyletmemek icin mutlaka istedikleri parayi vermemlazimdi evet iyilik yapayim derken haksiz yere adim hirsiza cikacakti .
Asagida yolda kaza yaptigimi soylemistim Avusturyada Turk tamircide iyi kotu araba tamirinden anladigimi yanimda fazla para olmadigini banka ka pasiylada Turkiyede sorun yasadigimi belirttim evet arabanin on tamponu radyotoru ve hidrolik direksiyon demiri klima peteginin onunde yani yani radyotorun onunde saat 10,20 geldim saat18 de arabanin isi bitti 8 saat bekledim is bittigin hesap cikardilar 630 euro cikarilan hesabin cok kabarik oldugunu soyledim takilan parcalara tekrar vergi yuklediler halbuki aldiklari yerde vergilerini odeyip aliyorlar aldiklari fiyatin uzerine tekrar vergi koyarak ekstradan para aliyorlar iscilik olarak 3 saat karsiligi 150 euro 2 litre yag karsiligi 20 euro 5 litre kunstop veya radyotore kattiklari ilacli suya karsilik 5 euro toplam 630 euro uzerimdeki para verince 400 euro borclanmis oldum 4 gunsonra gonderecektim ama rahatsizligim nedeniyle gonderme firsati bulmadim tabi bu arada takilan parcalarin gercek fiyatlarini yapilan iscilik ucretinin fazla oldugunu bastan garaj sahibinede iletmistim .
Turkiyede,de biraz kardesim tatilat yaptirdi inirmisiniz isci elinden gelse elini ise surmeden geri gidecek usta ona keza hani bazen ustalar evinde kahvalti yapmadan gelip isyerinde yapacak hani birgun yemekisteyip getittirilen yemegi yedikten sonra bugunluk yeter deyip isi birakmasinmi ? su tesisatcisi 480 ytl lik malzeme almis 520 ytl para aldi acil yapilasi gereken isi sonra gelip yapacakmis gelen baska sucu digerinin dosedigi su tesisatini sokup tekrar baskamalzemeden tesisat dosedi yaptigi iste yarim yamalak oldu tekrar baska tesisatci getirdiler sahi turkiyede nezamana kadar isler boyle yuruyecek ? yoksa herkezin isi boyle yapilmiyormu ?
Kasım 3rd, 2008 saat 15:53
İyilik yap, at denize!..
Hiçbir kötülük karşılıksız kalmayacağı gibi, hiçbir iyilik de karşılıksız kalmaz Allah indinde… Onun için “İyilik et denize at, balık bilmezse Halık bilir.” demişlerdir.
Allah rızası için yapılanlar zayi olmaz. Nitekim, hadis-i şerifte, “İyilik zayi olmaz, kötülük unutulmaz. İstediğini yap, ettiğini bulursun!” buyuruldu. “İyilikten kötülük gelmez.”, “ İyilik eden iyilik bulur.” gibi atasözlerimiz de, iyilik etmeyi tavsiye etmektedir. İyiliğe iyilik, insanın yaratılışında vardır. İyilik edene sevgi beslememek insanın elinde değildir. Peygamberimiz, “İnsan, kendine iyilik edene sevgi, kötülük edene de nefret duyacak şekilde yaratılmıştır.” buyurdu.
Kötülüklerden, sıkıntılardan, belalardan kurtulmak için de her zaman iyilik etmek gerekir. Kur’an-ı kerimde mealen, “İyilikler, kötülükleri yok eder” buyurulmaktadır. (Hud 114)
Fakat iyiliği, hiçbir menfaat beklemeden Allah rızası için yapmalıdır. Eğer, bir menfaat karşılığı iyilik yapılırsa, iyilik ettiği kimseden zarar gelebilir. Hiçbir menfaat beklemeden, sırf Allah rızası için iyilik etmekten korkmamalıdır.
Müslüman olsun olmasın herkese iyilikten kaçınmamalıdır. Yapılan iyiliğin karşılığını Cenab-ı Hak hiç ummadığı, çaresiz kaldığı bir zamanda karşısına çıkartır. Bunun sayısız örnekleri görülmüştür. Bununla ilgili çok enteresan bir olay anlatayım size.
Abdülmecid Han’ın torunlarından, (Mediha Sultan’ın torunu) Fethi Sami Bey’den bizzat dinledim bunu. Hem de geçen hafta. Sınırdışı edilip, Avrupa’da “Vatansız” olarak yaşarlarken, başlarından geçen bir hadiseyi şöyle anlattı Fethi Sami Bey:
“Ne zaman çaresiz kaldık; Cenab-ı Hak imdadımıza yetişti: 1929 yılında, Fransa’nın Manton şehrindeyiz. Hiç paramız kalmadı. Türk olduğumuzu öğrenince iş de vermiyorlar. O zamanlar müthiş bir Türk düşmanlığı vardı Avrupa’da. Ekmek paramız bile kalmamıştı. Alış veriş yaptığımız komünist bir bakkal vardı. Alış veriş dediğim, aldığımız zaten sadece ekmek…
Bir gün, “Artık size borç ekmek vermiyorum, çalışsanız ekmek parası kazanırsınız, çalışmıyorsunuz… diye, bir sürü hakaret etti bu bakkal. Biz, durumu izah ettik. “Ben size iş bulursam çalışır mısın? diye sordu.”Tabii çalışırız! Yeter ki sen iş bul!” dedik. Günlerce iş aradı bulamadı. Sonunda “Haklıymışsınız, istediğiniz kadar ekmek alabilirsiniz, para istemiyorum bundan sonra.” dedi.
Paramız olmadığı için tabii ki oturduğumuz dairenin kirasını da aylarca ödeyemedik. Sonunda ev sahibi zorla dışarı attı bizi. Eşyalarımızı bavullara doldurup çıktık sokağa.
Dokuz kişilik aile efradı ile deniz kenarındaki parkta oturuyoruz. Üzüntü hat safhada… Üç beş saat sonra akşam olacak, nerede kalacaktık? Ne yiyip içecektik? Yapılacak hiçbir şey kalmamıştı artık. Allaha sığınıp, “Ya Rabbi halimizi görüyorsun, bu durumdan ancak sen kurtarırsın bizi,” diye dua ediyoruz ailece… Sarayda doğup büyümüş bizler için çok zor şeylerdi bunlar…
Babam üzüntülü halini görmememiz için, bizden uzakça bir yere tek başına oturmuş kara kara düşünmekte. Ben bir ara babamın yanına yaklaştım. Tam o sırada, babama birisi dikkatli dikkatli bakmaya başladı. Babam çok dalgın olduğu için hiç farkında değil. Bu kimse babamın yanına yaklaşıp, omuzuna dokunarak Fransızca sordu:
-Sen Prens Sami Bey değil misin? Beni tanımadın mı? Ben arkadaşın Volkonski. Ne yapıyorsun burada? Babam ayağa kalktı. Sarmaş dolaş oldular. Sonra şöyle cevap verdi:
- 1917’de senin başına gelenler şimdi, benim başımda…
Babam olup bitenleri anlattı kendisine. Volkonski üzüntü içinde dinledi. Sonra,
- Prens Sami, sen üzülme. Şimdi sıra bende. Ben senin iyiliklerini unutmadım. Her türlü yardıma hazırım. Benim villam boş. Hem de meşhur villa Shaletdes Rozier. Fransa’ya geldiğinde Kraliçe Victoria’nın kaldığı yer. Sen hemen çocuklarını topla oraya yerleş. Zaten, villa boş olduğundan benim de başım dertte. İkide bir hırsızlar giriyorlar. Kapıları kırıyorlar. Hiç olmazsa onlardan kurtulurum.
Babam gülerek kardeşlerimin yanına geldi. Neşe içinde seslendi: “Toparlanın gidiyoruz. Hem Villa Shaletdes Rozier’e!”… “ Baba, şu üzüntülü zamanımızda bize şaka yapma, şakanın sırası değil!” dedi, kardeşlerim… “Çocuklar şaka yapmıyorum. Gerçeği söylüyorum” diye cevap verdi babam.
Kırkdört odası olan villada, her birimize ikişer üçer oda düştü. Beş kuruş para vermeden yıllarca burada kaldık. Yerleştikten sonra babama sorduk, bu kimdi, bize bu iyiliği niçin yaptı? diye. Şöyle anlattı:
1917 yılında Rusya’da ihtilal olmuştu. Kendini yurt dışına atabilenler ancak canını kurtardı. İşte bu Volkonski İstanbul’a kaçarak canını kurtaran bir Rus Prensidir.
İstanbul’da kendisi ile o yıllar tanışmıştık. O’na, kalabileceği yer temin etmiştim. Maddi yardımda da bulunmuştum. Tanışıklığımız epey sürdü. Daha sonra İstanbul’dan ayrılıp Avrupa’ya yerleşmişti. Burada çok zengin olmuş…
Sonra bize dönüp dedi ki babam: “Çocuklar; kim olursa olsun, Hıristiyan, Müslüman demeden iyilik edin. Bir gün cenab-ı Hak bu yaptıklarınızı karşınıza çıkartır. Gördüğünüz gibi…”