Kpss Magdurlari Ve Bir Siir
GÜNDEM Ekim 25th, 2008İlk olarak 1999 yılında DMS adıyla başlatılan ve halen ÖSYM tarafından KPSS adıyla yapılan sınavlarla ilgili olarak sonuçta hak sahibi mevcut sistem gereğindeki boşluklardan dolayı mağdur duruma düşmektedir.
Şöyleki;
Söz konusu sınava lise ve dengi okul mezunları ile birlikte halen ünivesitelerde öğrenimlerini devam ettiren hatta son sınıf aşamasında bulunan kişiler mevcut sistem gereği aynı şartlarda,aynı sorulara muhatap olmakta sonuçta bilgi farkı nedeniyle lise ve dengi okul mezunlarının atanacağı kadrolara atanmaları gerçekleşiyor,sınav barajı olan 70 ve üzeri puan alan lise ve dengi okul mezunlarının çok az denebilecek kadarı hariç genelde puanını 90 puan ve üstüne taşıyamaması nedeniyle umutlar hep bir başka bahara kalmaktadır.
İşin en acı tarafı bu şekilde atanan kişiler öğrenciliklerinin devamında dönem dahi kaybetmek pahasına iş garantisini de beraber sağladıkları halde kanuni bir düzenleme mecburiyetinin olmadığı boşluktan (bu tür iş sahiplerinin belli yıldan önce istifasının mümkün olmadığı bir kanuni düzenlemenin getirilmesi gerekmektedir) yararlanarak kendi branş mesleğini (Avukat’lık,Mühendis’lik,Öğretmen’lik v.s.) icra etmek üzere istifa ederek ayrılıyorlar bu durum itibarıyle gerçek anlamda ihtiyacı olanlar belkide bu şansı bir daha yakalama ihtimalleride kalmıyor çünkü aynı durum her sınav döneminde devam ediyor.
O halde bu durumun önüne geçilebilmesi,yeni mağduriyetlerin önlenmesi bakımından bunun kader olmaktan çıkarılıp hak sahibine yansıması adına ilgililerin slogan değil çözüm üretmesi gerekmektedir.
Sözümü bir şiirimle tamamlıyorum;
YE MEHMET YE…
KPSS yede girsen değişiyor mu sonuç?
Koştursanda siyaset peşinden açsan el avuç
Yine kadere mahkum oldun sıfır mı sonuç?
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Hayatında görmedin bir kaç yüz doları
İşleri tıkır tıkır gidenler takar kıravatı,fuları
İşsizlik yuvaları yıkıyor,çalıyor tehlike çanları
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Milli gelir çok düşük göbek atar rantiye
İthalata dayalı yürür oldu şantiye
Bazıları malı götürürken kızma garip pintiye
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Doğuştan gelip kuruluyor zenginlik çarkı
Senin neyine yetmez sade Belediye parkı
İmtiyaz imtiyazı getirir bu işin farkı
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Yaş Otuz’a dayandı kuramadın yuvayı
Her şey cebellezi gidiyor,kim güdüyor davayı
Aklını başına almazsan aldırırlar havayı
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Bir zamanlar bıktım diyordun çorbadan
Yine geliyorsun hurda,kağıt toplamaktan
Elini kaç kere atsan “SIFIR”çıkar torbadan
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
***
Ekilmeden biçilirler,dış kapının mandalı
Yalakalıkla götürür bu tipler cukkalı malı
Aman Mehmet’im itiyle beraber orada kalsın çalı
Bulabilirsen bir ekmek ye Mehmet ye…
HÜSEYİN ÜLKÜ KORKMAZ
(KONYA)
kaynak borhaber den alinmistir
Ekim 26th, 2008 saat 17:34
hüseyin abi bor haberde yorum gönderemedim bari buradan göndereyim.başvuru imtihan puan tamam ama atama için puan sırasına göre çağrılmaya gelince orada dur. kimsenin haberi olmuyor arada tanıdığı olupda müracat süresinin başladığını öğrenenler düşük puanda olsa başvuruyor başka başvuru olmadığı için geçmiş olsun şu kadar puan aldım de dur
ee eskiden nasıl oluyordu yine böyle
o zaman bu imtihan niye yapılıyor. nastedin hocanın fıkrası gibi değilmi?
Ekim 26th, 2008 saat 18:10
HANGİ ALİMLER
Lokman Hekim, oğluna nasihat ettiğinde: “Alimlerle otur ve onlardan istifade et. Çünkü, Cenab-ı Allah gönülleri ilim nuruyla hayata kavuşturur; yeri, göğün suyu ile canlandırdığı gibi” der.
Peki, hangi tür alimlerle oturulup, kendilerinden istifade edilebilir? Her bilen alim midir? Ve her bilenden istifade etmek mümkün müdür?
O ilim ki; sevgili peygamberimizin (s.a.v.) tasdik ve tasvibiyle rütbelerin en üstünüdür.
Hace-i kainat (Alemlerin muallimi) Muhammed Aleyhisselam buyuruyor ki: “Melekler, ilim talep edenin ayaklarının altına kanatlarını açıp gererler. Şüphesiz alimlerin mürekkebi, Allah (c.c.) yolunda canını veren şehitlerin kanlarından daha hayırlıdır.”
Yalnız burada dikkat edilecek husus; istifade edilecek alim, kendi ilminden bizzat faydalanıp, bildikleri ile amel eden yani, kendi ilminden faydalanan kişidir.
Yoksa; şiirde belirtildiği gibi:
“Ey başkasına öğretmeye kalkışan kişi, bu öğretiş keşke kendine olsaydı!
Hastalık ve dert sahiplerine, sıhhat bulsunlar diye, ilaç tavsiye ediyorsun, halbuki sen de hastasın!
Seni görüyoruz ki, durmadan yol göstermek suretiyle aklımızı ıslaha çalışıyorsun. Halbuki sen, hidayetten mahrumsun! (Daha kurtuluş yolunu bulamamışsın)
Kendinden başla ve nefsini sapıklığından çevir. Böylece sen hakim (bilge) olursun. (Yaşadıklarını nasihat ettiğinde, yaşatabilirsin)
İşte o zaman söylediğin kabul edilir. Senin sözünle yola girilir ve öğretme fayda verir.”
Belagat, hikmet ve güzel öğütte darb-ı mesel haline gelen ve bütün Arapların hatibi unvanına sahip Kuss b. Sâide, altınla yazılıp Beyt-ullah’ın (Kâbe) duvarına asılan hutbesinde der ki:
“Gaflet sahiplerine, geçmiş milletlere ve eski asırların halklarına yazıklar olsun! Ey İyad (yaşadığı memleketin ismi) halkı! Hani babalarımız, dedelerimiz? Hani hastalar ve ziyaretçileri? Nerede o zorba Firavunlar? Hani o, bina kurup yükselten, yaldızlayıp süsleyenler? Hani mal, evlat? Nerede o haddi aşıp azan, servet toplayıp yığan ve; “Ben, sizin en üstün tanrınızım” diye feryat eden?
Onlar, sizden daha çok servete sahip ve sizden daha uzun ömürlü değiller miydi?
Yine de kara toprak onları kucağında öğütmüş, kudret ve kuvvetiyle paramparça etmiştir.
İşte çürümüş kemikleri ve ıpıssız kalan yurtları!
Şimdi, onları ulumakta olan kurtlar şenlendiriyor. Hayır, öyle değil.
Bilakis o Allah tektir, gerçek mabud O’dur. Doğurmamış ve doğmamıştır.”
Kuss’un hutbesi şu şiirle bitiyordu:
“Gelip geçen asırların halkında bizler için ibretler vardır. Ölüme giden ve dönüşü olmayan yolları görünce, milletimin de -küçükleri, büyükleri- ona doğru, çaresiz koştuğunuza şahit olunca,
- Zaten mazi bana, geri dönmeyeceği gibi, gitmeyenlerden de devamlı kalacak yoktur-
Katiyetle anladım ki, herkesin gittiği yere ben de mutlaka gidiciyim.”
Ne dersiniz sevgili okuyucularım; herkesin gittiği ve bizim de mutlaka gideceğimiz yere (Ahiret Yurduna) hazırlığımız var mı?